Footer

26 Mayıs 2011 Perşembe

Abdülhamid Han'ın Hatıratından....



Abdülhamid Han'ın Hatıratından....

II. Abdülhamid'in hatıratında basın politikasının sebeplerini açıkladığı kendisini bu konuda eleştirenlere cevap niteliğindeki 25 Mart 1917 tarihli şu yazısı oldukça ilginç ve etkileyicidir:

"Hatırıma gelmişken şunu da kaydedeyim:Düşmanlarım benim sansür memurlarımdan çok şikayet etmişlerdir. Ben evham ve korku içinde yaşarmışım da pireyi deve görürmüşüm. Benim memurlarım da böylece gazetelerin haberlerini anlaşılmaz hale koyarlarmış!..

Mekteplerimde okuttuğum, Avrupa'ya gönderip dünyayı öğrenmelerini sağladığım insanların bazıları, kabiliyetsiz
çıkıyorlar, Avrupa'da neyi görmeleri gerektiğini kestiremedikleri için memlekete zararlı fikirlerle dönüyorlardı. Kendilerini, yanlış yetiştirdiklerinden dolayı cezalandıramazdım. Ama başkalarını da yanlış yetiştirmelerine izin vermek hakkım değildi.

Bir küçücük kasabamızda yüzde ellinin üzerinde gayrimüslim varsa orada kaymakamın ve memurların gayrimüslimlerden seçilmesini adaletin icabı görüyorlardı da, koskoca 250 milyonluk Hindistan'ın İngiltere Parlamentosunda bir tek temsilcisi bile olmadığını akıllarından bile geçirmiyorlardı. İngiltere'de meşrutiyeti görmüşlerdi ve hayran olmuşlardı.

Ama İngiltere'de meşrutiyeti kimin kullandığına bakmamışlardı bile... Bu cahilane fikirlerini gazetelerde yazmak, böylece memleketi altüst etmek istiyorlardı: bırakmıyordum. O zaman "Zalim" diye bana hücum ediyorlardı.

Avrupa'ya giden bazı gençler, orada labaratuvarda ne olup bittiğine başlarını bile çevirmeden kadınların erkeklerle dans ettiklerini görüyorlar, yiyip içtiklerine hayran kalıyorlar ve memlekete gelince Avrupa medeniyetinin üstünlüğü diye bunu öğütlemeye çalışıyorlardı; 'yanlıştır' diyordum. O zaman beni örümcek kafalı olmakla suçluyorlardı.

Yine Avrupa'ya gönderdiğim gençlerin bazıları, Fransız ihtilalini okuyup öğreniyorlar ve memlekete geldikleri zaman, halkı ayaklanmaya çağırmayı vatanseverlik sayıyorlardı; izin vermiyordum. O zaman ülkemin düşmanları gibi bana "Kızıl Sultan" diye hücum ediyorlardı. Ben bu fikirlerin memlekete yayılmasına engel oluyordum.

"Sansür" işte budur! Çeşitli çalkantılar içinde ayakta durmaya çalışan ülkeme, şifa yerine zehir sunmak isteyenlerin önüne geçmenin adı "Sansür" dür.

Yazdım yine yazacağım. Söyledim yine söyleyeceğim; benim ülkemde hangi fikir adamı, hangi edebiyatçı, hangi bilgin faydalı bir yazı yazmış, konferans vermiş, yahut kitap çıkarmış da ben bunu önlemişim? Bırakınız önlemeyi, destek olmamışım?

Bahçıvan çiçeklerini nasıl muzır böceklerden korursa, ben de memleketimi sözde fikirlerden korudum, onların devletimi kemirmesine izin vermedim. Fakat bu gençlere, yanlış fikir sahibidirler diye zulümle değil, şefkatle muamele ettim. Pek çoklarıyla teker teker uğraştım, onlara doğru yolu göstermeye çalıştım. İçlerinde muvaffak olduklarım da oldu, olmadıklarım da. Harcadığım emekler helal olsun. Bu gayretlerimi, vicdanları satın almak için değil, vicdanlarını aydınlatmak için kullandım.

Dünyaya nefesle, ahirete nefisle bağlı olduğum şu günlerde apaçık söylüyorum ki, benden sonra devlete el koyanlardan hiç biri, benim kadar fikre saygılı olmasını bilmediler. Hürriyet, hürriyet diye devlete oturdular, fakat gelir gelmez hürriyeti yalnız kendileri için istediklerini de ortaya koydular. Onların anladıkları hürriyetin, bana sövüp sayma, kendilerini alkışlama hürriyeti olduğu eserlerle ortadadır. Köprü üstünde muhalif muharrir öldürme hürriyeti de buna dahil!...

Allah memleketimi bu çeşit hürriyetlerden korusun!.."

0 yorum:

Yorum Gönder